şimdi

tüm bu günlerin azıcık sıcağından mayışmış hal sahiplerine.

dünyanın son günü yarın olsun istediğin sabah saatlerinde, uykunun varlığından henüz haberdar olduğun bir an, bugün de yaşıyor ve bugünü de yaşayacak olmanın halsizliğiyle.

artık günler daha uzun oldu diye anlamsız bir neşe beliren; ama güneşe bakınca yaşaran astigmat gözlerinle. senin aklındaki bir sürü olacak ve olmamış şeylerinin arasında, bir çamaşır yığınının arasına sıkışmış.

dünyanın bütün iyi niyetlerini yok edecek bir art niyet gücünde sokağa çıktın. girdiğin sokaktan da başka bir sokağa çıktın. tüm bu sokakların üzerlerinden geçen insanlar gördün ve bugün de hiçbiri olmadın. yok yok, öyle.

neden bu kadar çok savaş tarihi var aklında? senin olmayan bütün savaşlar ve barış antlaşmaları neden senin aklında? tertemiz yerlerinin, malazgirt meydan muharebesi’nden fırlamış bir gürz tarafından yakıldığı bir oba var aklında. yeşilmiş.

bir ayı kapanıdır evin, bilmeden ayak basıp içinden çıkamadığın. hira mağarasıdır evin, girişinde örümceklerin gümrüğe baktıkları. senin evin senin zehrindir. senin evin diyarendir. senin evin ölümdür, kalp kriziyle gelen.
senin evin benimdir. benimki de öyle.

çok sıcaklar başladığında, kemiklerimiz ısınsın diye, güneşlere çıkalım. güneşlere.

başka kelime yokmuş 
başka başka ne titrin 
ne zaman bu gümüş saat
doğrusunu söylerse
şimdiden çıkmış gibi
dün olmuş ve bitmiş gibi
çoktan ama niçin bu böyle diye sorarsan bana
çünkü ve çünküden.
çok aç karnım ama tok
bu çok fazla acıdan bu
varlığın
yüzünden.

koza

oh. çiğnemedene yutulmuşları yok eden bir safra gibiyim. çok şükür.
bütün bunların içinde biriken tane tane bir şeyleri topladın. topladın. ağırca sepetine doldurdun ağır ağır. sepetinde birikmiş birikenleri gün başlarken gelmedikleri bir yere fırlattın. yazığım. çünkü neleri unutuyorum, ne mermi seslerini, ne biçim olanları bir başka zamana, sesimden korkan kolsuz şeyleri. nasıl nasıl nasıl da böyle yapıyorum?
bunları nasıl unutacağım? tüm bu unuttuklarımı en baştan, nasıl nasıl nasıl?
kötü bir dublaj gibi enseme tutturulmuş bir mikrofondan soluyorum. hızdan hızlı soluyorum.
yürürken içine düştüğün o belediye çukuru gibi derin ve depderin ve karanlık bir sabahta. öyle bir sabahta ellerim ceplerimi bulur. bu her ayaz böyledir.
şimdi nereden ve nereden geldiysen o baştan savma başınla
o başımla boğuşuyorum.

çok üşümüş bir uzuv gibi tir. tir. tir tir.


önce onu buluyorum. buluyorum sargını. yavaş geri geri.
ama nasıl?

ondan öyle, bu değil

yalnız ilk adım. -TIK-

korku başından gitsin diye örtülerinden
örtülerinin en dibinden ses verip dünya kadar dünyana. senin olmasın diye elden çalmış. korkuyorum bu gündüz bu gece. bu günler bizi üç günde silip süpürecek. tellerin akımına kanan küçük kuşlar gibi. olsun diye inatla, daha diye, daha fazla. P.

—-

günlerden sonra ilk kez bir insan sesi duymuyordu. burası, insan azmanı bir şeylerden çok korkan birilerine göre bir yerdi. bir yerdi ve zamandı, bir de evdi EYY . şimdi gitmiştir kapısının baktığı başka bir apartman boşluğunda. sadece seslenmek için ve duyurmak için olmayan sesiyle o boşluğa üç mevsım getirdi. 

şimdi zamanını çalan tüm plastik bir şeylerden ve korkmaman gereken korkunç şeylerden kurtulmak için bile değil. daha çoğu, daha azı kadar olsun. olsun da olsun.

—-

serili divanın altında secde edeceğin yer. o yere gökten iniş yapacak öfkeni alanların.ve tüm pistlerden o bir dolu insanların göğüne uçaklar salacağım!
seni öyle yenemezsem, bir de böyle deneyeceğim.

—-

arkasını dönüp baktığında bir kuşu insan gördü, karanlığa yürüyüp ıslığının içine düştü. 
ve sonradan olmadığı için, sonlarına doğru ve, sondakika bir ayak!<

—-

en sevdiğim gözüm sağdaki.

karate

erimenin sıfırı altında, üşüyengeç bir evrenin onda biri hızında, başımı en başa dönüyorum. şimdi, artık, olmayacak ya da olmamış bir battaniye düzlemi üzerinde, en pahalı markaların reklamları kulaklarımı alıyor. kokuyorum.

şimdi sustuğu için bir gece bekçisinin düdüğü, gözden kaybolduğu için az önce dibindeki tekir kedi, sorgusu suali bol olduğu için bu saatlerin, kol geziyorum, kol. bu senin olmayacak bir satır başından, o buradan fırlattığım taş kadar bir baş. şimdi öyleyse, topla onları bakalım.

kuş kadar kuşluğundan, aranı açık tutan kalçalarından ve aklından. işte şimdi bunlardan, ve sebeplerden dolayı sana itiraz edilecek. bu sefer talihin baş aşağı gidecek. - esip geçen rüzgarların uçuşturduğu parmakların arasında. -

doldur sularından sularına, ek et ki hepsinin kaynağına, seninmiş gibi. 
şimdi uçacak buradan.

Coral and half an orange. (2013)

source: delaneyallen

hıssa

başlığı başında gece tilki. gece tilki genç, güzel. dur dolaptan düşüyorlar, kapat kapaklarını. elim ağzım saklanmayan ebeden sussun. gerçekten umudu bir güzel günlerin, sana gelecek mi, bana mı yoksa?
ol ki kendinden başkasına, ol ki onlarca senin içinden sıyrıl doğumundan beri ilk kez. senin mutluluğun kollarından toprak altında köklerime tutunur. benim gövdem hep sığ bir birikintide.
şimdi susup bir köşeye bakacağım.

fusle ve vuslatın çağı

nemrut

saçlarını yol yol yap  -saçlarını yol yol yol - saçlarımdan bin parçalar şimdi // hepsi yerde koyu kestane! - saçları koyu kestane ** saçlarımda kömür isi kestane / / çizik alnımda kömür yarası — şimdi evden çıktığımın ilk on beş dakikası, beş dakika evvel sevdiğim güzel kurabiye kedisinin başında var beş pire. = zıplıyorsun arşın en yükseğinden de ötesinde bir eve. ) ) evlerimin kapısındaki kilitleri zorlamaya kalktılar. üç beş tane bir devi üzerime saldılar. // korktum. korkmuyorum. korktuğum. + şimdi elimden siyah akan boyaların sıcacık. sıcacık boyun ve sıcacık boynun. ” iyi ki benim (ya olmasam? ) !! seni, sana tapınıyor putlar geceler boyunca. ** ak, akçe, pakça ve gece. kalbimi yumuşatıyor. = bana iyi geliyor, beni öte yapıyor.


beş.

gündüzün parkeleri dolaplarının kulbuna önce, kalbine ve pankreasının üç santim aşağısına; naif ve parlak bir bursa çakısıyla——-kuzeye bakan yosunlarımın üstüne adının baş harfini kazıyor. ! XWZ -


ara gazı = ?

ılık esen rüzgar, o porsuk canavarının kokusunu bastırıp evlere salıyor. üç başının üçü de mamur, hepsi de pek ağrıyor. efervesan patlayan bir bardak dolusu katranı kaynatıp ağzımdan, ağzından, karnından içeri, bir çuval kuş tüyüyle dolu, güldürüyorsun beni. kazaklar saldırıyor!

cumbalı pembe

bana anlamlar yükleyip beşle böl. git adımı ara bin sayfalık bir kitapta. sonra sorgula evrenini, tanrını ve tüm saç fırçalarını. temizle küvette kalan minik c kıllarını. senin, benim bir dolu kavanoz dolusu tırnak kesiğinden ne farkımız var şu yamuk parke taşlarının üstünde? ben diyeyim hiç. sen deme.

korku dolu geceler

yumuşak toynakları gök yüzlü bir kadının saçlarını ok ok yapar. saçlarını yol yol. saçların koyu kestane. kıpkırmızı kan uykun senin, benim en sevdiğim eserim. katıl aklından tuttuğun öylesine bir sayıya. bölemezler. say bak, olur mu hiç beş kanatlı bir kadın bağı? ———————————————- OLMAZ. ////

zorlama arabesk

ellersen günah. ellemezsen çok ayıp. aylar getirecekler. parlak, mavi, kırmızı aylar. yazlı kışlı dolu aylar. /// şans dilesinler sana, bana, dilemeyecekler, bileceksiniz. “di” der demez tozlar uçuşacak güneş dolu pencerenin altında. penceremin altında. 

kandırdım!

/ / HAHAHAH! / /

diye sana geldim

korkudan evinde saklanmış o o’nun o birisi
sonra çıkmamacasına girdiğin o uyku günleri

uyku günlerinin içinden getirdiğim bu son bir şey kendime. artık derli toplu ve tek tane toz kalmayacak olsun istemekten, bir adım atıp üç tanesini geri basmaktan, vazgeçsen bu oyunun şu kuralından.
kendi bacağına sıkan koca adamlar, kendi sözünden sakınan korkunç kadınlardan, kendini kurtar da otur yanıma.
bu evin koltuklarında ışık gördüğün günden beri gün yüzü görmez oldun küçük bir.
senin aklından geçen, giden, bir gün gelip öylesine merhaba diyen ve çayını içen, akrabaların içinde kalmış hasetlerinden arındırdığın; ama orman gibi hür ve tek, hatırlıyorum.
şimdinin sonuna doğru bir nefesimden ıslık sesleri çıkarmıştım, boğazım düğümlenip açılmıştı, hatırlıyorum.
sonranın da öncesinde, kime, neye yara sağlarsa, o yara benim başımın tacıdır.
bak ben onu el üstünde tutarım. işte böyle gözümden ayırmam. şimdi şöyle bir ısırık alırım o başımın üstündeki yaradan. sonra bir enstrüman sesi gibi keyfinden şu köşede uyuyakalırım.

inancından gün görmemiş bir de birisiz
aklı nerede bilmediğimin çenesinden damlayan tel gibi salyasından çekin.

şimdi günlerin sayılı kendi oyununda. oyunundan korkan kendine tanrı gibi. kılıçlarını kaba etine saplayan, acısından duramayan; karşına dikilip sana bakacaksak, sen de ayırmasana gözlerini enselerimizden.
bi tutacağız senin ellerinden.
o karanlık aklından çekip kurtaracağız seni
sen de bizim konforlu mezarlarımızda uyu diye.

aks


çın
çın
çın
aklımın içinde.
dibindeki kırıntılar etime batıyor
elim olmayanı olduran bir dağın altında
iğne gibi yakıyor arka başımı

*pi

kesilen dallar çuvalda. sonbahar budatmazdı o ağacın dalını.
nefes alıyor midemde. yaprakları, nefes alıyor. odanın içinde bir yerden geliyor, bulamıyorum. sesi var da yüzü gitmiş. ben olsam sustururdum şu kutunun sesini.

*arş ileri

saati üç haftadan ben buradan koşsam, an şuradan bir geçsem gözlerim acırken, bir bağırsam hem de nasıl “çık dışarı” , sonra birden tüm sayılarla koyun koyuna, yine gece üç olsa.
bundan sonra kaçmaz mıydım?

*tık

içinden konuk çıktı. beklenmeden gitti:  şimdi gibi.