yani kesin dönüşler artık keskin virajlardan başlayacak.
yamuk bir köşe takımı bile yok bu vadide
taş, toprak, taş, kuru toprak
bazen konuşsan dediğimden
sanki şu ağaçlar anlayacak
şimdi nasıl gidebilir bir duran çam yerinden
bu açık arazinin dibidir yerin
tam bulacak derken kaidesini
yamuk zeminden patır patır damlıyor bu dillerin
bu dağlar da insana tabii
inansalar uyanacak, uyanacak içinde uyumuşlar
ter kokar sıcak yolları
kollarını açamaz göğe utanarak
cam şişelere dolan kaynar sular genişletir surları ve umutları
olmayan yerlerden getirdiğim kum ve gamlar
sarı piramitler taşır oradaki sarı rüzgârlar
kağıttan duvarları yıkılacaksa da evlerinin
gidemediğim o şelalenin altında yıkanacak başları
yani bir kez daha karılacak binaların harçları
yoksa yıkılanların altından fırlayacak yıllar
alacak o başları ve sonları
.

dokuz gelirken

bu sabah dokuzda evden çıkacaktım. bu sabahın dokuz olması için evden çıkmam gerekiyordu. kapıları kilitledim ve beklemeye başladım. saat dokuza geliyordu. içeri yarı baygın, beyaz bir güneş dolmuştu. saat dokuza geliyordu. bu sabahı atlatıp atlatamayacağımdan çok emin değildim. muslukları açtım ve yazmasın diye telefonu örttüm. saat sabah dokuza geliyordu ve evden çıkmaya hazırdım. ütüyü fişe taktım. ütüyü fişte unutacaktım. dolaptaki en kalın kazağı giyip beklemeye koyuldum. saat neredeyse dokuz olacaktı. içeri belli belirsiz bir korna sesi daldı, beklemeye koyuldu. dokuz olunca evden çıkacaktı. saat neredeyse dokuza geliyordu. yerleri çamaşır suyuyla iki su sildim. ve oturup beklemeye başladım. gümüşlüğüm olsaydı, gümüşleri parlatacaktım. dışarı çıkınca gümüş alacaktım. saat dokuz olduğunda gümüşleri parlatmak için dışarı çıkacaktım. oturup beklemeye başladım. kocaman bir naylon poşeti neden sakladığımı düşündüm. o poşete ihtiyacım vardı. bence onun da bana ihtiyacı vardı. yanıma oturdu, beklemeye başladık. saat neredeyse dokuzdu. bir bardağın içine karbonat ve su koyup karıştırdım. bütün elektronik eşyaların içine akmış pilleri temizleyecektim. oturup beklemeye başladım. saati dokuz etmiştim. dokuzu alıp saati beklemeye başladım. saati geldiğinde evden çıkacaktım.

havadan kucağıma düştü.

şimdi

tüm bu günlerin azıcık sıcağından mayışmış hal sahiplerine.

dünyanın son günü yarın olsun istediğin sabah saatlerinde, uykunun varlığından henüz haberdar olduğun bir an, bugün de yaşıyor ve bugünü de yaşayacak olmanın halsizliğiyle.

artık günler daha uzun oldu diye anlamsız bir neşe beliren; ama güneşe bakınca yaşaran astigmat gözlerinle. senin aklındaki bir sürü olacak ve olmamış şeylerinin arasında, bir çamaşır yığınının arasına sıkışmış.

dünyanın bütün iyi niyetlerini yok edecek bir art niyet gücünde sokağa çıktın. girdiğin sokaktan da başka bir sokağa çıktın. tüm bu sokakların üzerlerinden geçen insanlar gördün ve bugün de hiçbiri olmadın. yok yok, öyle.

neden bu kadar çok savaş tarihi var aklında? senin olmayan bütün savaşlar ve barış antlaşmaları neden senin aklında? tertemiz yerlerinin, malazgirt meydan muharebesi’nden fırlamış bir gürz tarafından yakıldığı bir oba var aklında. yeşilmiş.

bir ayı kapanıdır evin, bilmeden ayak basıp içinden çıkamadığın. hira mağarasıdır evin, girişinde örümceklerin gümrüğe baktıkları. senin evin senin zehrindir. senin evin diyarendir. senin evin ölümdür, kalp kriziyle gelen.
senin evin benimdir. benimki de öyle.

çok sıcaklar başladığında, kemiklerimiz ısınsın diye, güneşlere çıkalım. güneşlere.

başka kelime yokmuş 
başka başka ne titrin 
ne zaman bu gümüş saat
doğrusunu söylerse
şimdiden çıkmış gibi
dün olmuş ve bitmiş gibi
çoktan ama niçin bu böyle diye sorarsan bana
çünkü ve çünküden.
çok aç karnım ama tok
bu çok fazla acıdan bu
varlığın
yüzünden.

koza

oh. çiğnemedene yutulmuşları yok eden bir safra gibiyim. çok şükür.
bütün bunların içinde biriken tane tane bir şeyleri topladın. topladın. ağırca sepetine doldurdun ağır ağır. sepetinde birikmiş birikenleri gün başlarken gelmedikleri bir yere fırlattın. yazığım. çünkü neleri unutuyorum, ne mermi seslerini, ne biçim olanları bir başka zamana, sesimden korkan kolsuz şeyleri. nasıl nasıl nasıl da böyle yapıyorum?
bunları nasıl unutacağım? tüm bu unuttuklarımı en baştan, nasıl nasıl nasıl?
kötü bir dublaj gibi enseme tutturulmuş bir mikrofondan soluyorum. hızdan hızlı soluyorum.
yürürken içine düştüğün o belediye çukuru gibi derin ve depderin ve karanlık bir sabahta. öyle bir sabahta ellerim ceplerimi bulur. bu her ayaz böyledir.
şimdi nereden ve nereden geldiysen o baştan savma başınla
o başımla boğuşuyorum.

çok üşümüş bir uzuv gibi tir. tir. tir tir.


önce onu buluyorum. buluyorum sargını. yavaş geri geri.
ama nasıl?

ondan öyle, bu değil

yalnız ilk adım. -TIK-

korku başından gitsin diye örtülerinden
örtülerinin en dibinden ses verip dünya kadar dünyana. senin olmasın diye elden çalmış. korkuyorum bu gündüz bu gece. bu günler bizi üç günde silip süpürecek. tellerin akımına kanan küçük kuşlar gibi. olsun diye inatla, daha diye, daha fazla. P.

—-

günlerden sonra ilk kez bir insan sesi duymuyordu. burası, insan azmanı bir şeylerden çok korkan birilerine göre bir yerdi. bir yerdi ve zamandı, bir de evdi EYY . şimdi gitmiştir kapısının baktığı başka bir apartman boşluğunda. sadece seslenmek için ve duyurmak için olmayan sesiyle o boşluğa üç mevsım getirdi. 

şimdi zamanını çalan tüm plastik bir şeylerden ve korkmaman gereken korkunç şeylerden kurtulmak için bile değil. daha çoğu, daha azı kadar olsun. olsun da olsun.

—-

serili divanın altında secde edeceğin yer. o yere gökten iniş yapacak öfkeni alanların.ve tüm pistlerden o bir dolu insanların göğüne uçaklar salacağım!
seni öyle yenemezsem, bir de böyle deneyeceğim.

—-

arkasını dönüp baktığında bir kuşu insan gördü, karanlığa yürüyüp ıslığının içine düştü. 
ve sonradan olmadığı için, sonlarına doğru ve, sondakika bir ayak!<

—-

en sevdiğim gözüm sağdaki.

karate

erimenin sıfırı altında, üşüyengeç bir evrenin onda biri hızında, başımı en başa dönüyorum. şimdi, artık, olmayacak ya da olmamış bir battaniye düzlemi üzerinde, en pahalı markaların reklamları kulaklarımı alıyor. kokuyorum.

şimdi sustuğu için bir gece bekçisinin düdüğü, gözden kaybolduğu için az önce dibindeki tekir kedi, sorgusu suali bol olduğu için bu saatlerin, kol geziyorum, kol. bu senin olmayacak bir satır başından, o buradan fırlattığım taş kadar bir baş. şimdi öyleyse, topla onları bakalım.

kuş kadar kuşluğundan, aranı açık tutan kalçalarından ve aklından. işte şimdi bunlardan, ve sebeplerden dolayı sana itiraz edilecek. bu sefer talihin baş aşağı gidecek. - esip geçen rüzgarların uçuşturduğu parmakların arasında. -

doldur sularından sularına, ek et ki hepsinin kaynağına, seninmiş gibi. 
şimdi uçacak buradan.

Coral and half an orange. (2013)

source: delaneyallen

hıssa

başlığı başında gece tilki. gece tilki genç, güzel. dur dolaptan düşüyorlar, kapat kapaklarını. elim ağzım saklanmayan ebeden sussun. gerçekten umudu bir güzel günlerin, sana gelecek mi, bana mı yoksa?
ol ki kendinden başkasına, ol ki onlarca senin içinden sıyrıl doğumundan beri ilk kez. senin mutluluğun kollarından toprak altında köklerime tutunur. benim gövdem hep sığ bir birikintide.
şimdi susup bir köşeye bakacağım.