tek nüshası sende olan sürreal mecmua.
Solidarity with Istanbul and #direngeziparki from around the world
(via Twitter / partyhardnico: Tüm dünya bizimle …)
Translation: “The whole world is with us”
bak deve başın ne yüksekte
bu yüksekten düşerken tüy
en aşağı indiğinde
hiç canı acımayacak
başımdan acı
pır uçacak
güne bakarken sarı ışığın
senin göz ucuna batacak
aldığın nefes ciğerine batacak
bu pencereler hep
açık kalacak
çünkü
hava genzini yakacak.
yine de güzel hikaye. yalan söylüyorsam ne olayım. yaranmak gibi bir niyetim hiç yok; dikkatini çekmek aklıma bile gelmez.
tüm perileri annemin yalnızlığından alıyorum. coştuğum günü unutuyorsun. düşündüğümde düşündüm de, kot farkı dediğim şey fazladan bir uçurum altı.
ve ne zamandır aklıma gelmiyordun hayır-dır?
sehpayı unutmuş, bardağını halının kül düşmüş tarafına koymuştu. güneş ışığında uçuşan biraz toz da o gün o bardağın içinde senin içini aydınlatmıştı.
yaz gelince halıları yol yol dürüp bir tepeden aşağı fırlatmıştın. hatırla, hatırla. ben nerdeydim, o halıda yeşil yeşil bakan sarı saçlarımla. eski bir türk filmi kadar tanıdık ama yalnız başına.
topun düştüğü nok-TA.
seni öyle sevsem, seveceksem.
bunları yazmak için on dakikam var. bunları okumak için çok zamanın olacak.
neleri hayal ettiğimi bilemezsin. öyle renksiz ve öyle gündüz işi ki…
kadınların arasındaki oğlan çocuklarını, akşamları öldüren bir yarışma programında gördüm. içlerinden birinin sesi kısıktı. onu duymak için kanalı değiştirmek gerekirdi.
neler bilmek istediğimi bilemezsin. kızların arasındaki bal arısını. her yanağından her benini takip edip şeker yerine, bal ballamış gibilerdi. içim ürperdi acıdan.
bunları okumak için çok vaktin var. bunları söylemek için bir saniye.
hiç görmediğim orman tepelerinde gezinen yarı ayık, ayıp insanlar. ama tarih öncesi, ama ne orgy’ler. kadınları seven pan’lar, sesi tekdüze enstrümanlar.
etkilendiğin şeyin etiketi oluyorsun, biliyorsun. bunlar aslında hep upuzun yolculuklar. sıcak bir günün temmuz güneşi altında, alnından ter damlatacası, suyuna kanılan akşamlara gebe olanlar.
bunlara çok var, az bir andan sonra.
sınırında yürüdüğün tellerin içinden geçen elektrik akımları, hiç koşmayan naylonlara yüklü, saç uçuşturanından. sana layık değil ama…
bulutunun arkasını görüyorsun, bulutlarının; ama beyaz olanlardan. arkasında mavi olan; ama siyahından.
sana doğru değil ama sonuna kadar. olduğum. kadar.
bunları okumak için çok vaktin var.
çoktandır çok.
gözümde gördüğüm on küçük. on çok küçük.
birden birin başında beş harfli bir kelime. adı ne: yok.
boş zamanlar akıp geçiyor bu selin içinde.
bu senin içinde, bu benim.
bu nicenin bir bugünü,
bu onun karşısında atın ölümü,
bu sonu, bu sonlu odayı.
ceplerimin bu gözü boş, bi gözü boş.
çantada keklik ötüşleri
ve bunu demeyecek kadar uykuluyum.
döndüğümde bulamayacağım esen yelleri
ve sesim kalınlaşacak
gözlerimin kenarları iki yol tutacak:
çenem düşecek -eskisinden daha eski-
dört arkadaş içeceğim
dördü dörtten dörder eder.
kapı kulplarında dil izleri
üç vuruyorsun, açan yok.
bu senenin iyi günleri
geldi, uyuyor kapımda.
-
döndüğümde bulamazsam ya açık kalan ütüyü?
kim aldıysa benimdir
o benimdir ancak.
ikinci bir kattan düşerse bu gökyüzü,
en fazla bacaklarını kırar.
1.
yine bu gece, her şeyi fark ediyorum.
daha önceden fark ettiğim dolu dolu yağmurların arkasında gördüğüm bir şeyin yasını tutuyorum; ama ne?
düş mü, kırıklığımı, aklımı dört alıyor, on’a bölüyor.
cebimden çıkarttığım ispirtolu mendil kokularını getiriyorum sokağa. bir anneye veriyorum. -terini siliyor onunla.-
anne, gidip iki çocuk seviyor, bir koca gömüyor, birini de eskitiyor. anne, o gece çok öfkeleniyor ve bir sandalyede oturup kırk yıl yaşlanıyor.
çocuklardan biri, bir ağaca ayaklarını uzatıyor; diğeri yanındaki ağaçtan tepetaklak sallanıyor.
ardından ben de orak gibiydim. ama bunu zaten biliyoruz.
küçük günler birikmiş bir suyun kenarında, sudaki aksinden daha neşesiz biri oluyor.
anne bugüne çok seviniyor. ardındaki tilkiler, aklındakilerin aksine: neyin peşinde?
ağaç, yanındakine bir şeyler şakıyor. tepedeki üç kuşun dalları, kışa inat, çiçekler açıyor.
2.
gördüğüm kördüğümlerden ne farklı bu bahar. -öncekiler neydi ki?-
bu bahar, o annenin bir oğlu, halının altına saklanıyor.
keşke rengin benimkinden olsaydı.
keşke kumaşımızı aynı kök boyasaydı.
karnındaki ince, et kesiği, ince, boyasız ve olduğu kadar renkli ve ince yarıktan yanık kokuları alacaktım, a la ma dım.
gündüz geceye dönüyor. iki kapı arasında, tozlu bir çerçevenin içinde sıkışıyorum.
burnumdan sol üst azı dişime çıkan bir basamaktaki çatlağa basıp, koca evi annenin başına yıkıyorum.
anne buna gülüyor.
çocuklar, hayvanlar ve baharlar, daha hızlı sallanıyor.
köşedeki kediyle yemeğimi paylaşıyorum.
istemiyorum, aradığımdan başkasını.
perdeleri banyolar örtüyor. örtülü tüm bedenler en tersine dönüyor. göçük altında bir şey var; ben deniz görmedim.
sana bakarken, yüzü bana dönüyor. yüzü bana dönüyor. yüzün bana dönüyor.
3.
hududumu biliyorum.
manşetlerde elmaslar, altınlar ve gümüşler, onlarca hazineler, bizlerce bir sürü laf, kimlerce neyse; değeri düşen bir para birimi gibi, birilerini öldürüyor. -aferin ona.-
seni seviyorum gözlük.
sen varken her şey pembe oluyor.
4.
sen bunu böyle biliyordun, güzel. karların altına gömdün mü bir sisli geceyi? aldın mı ağzından çıkan güzel olan her şeyi cımbız yardımıyla? senin kölen, uşağın, karın, karın, karın, neyse, nasıl, oldu mu yanında gökten düşen bir tüy kadar? canından sıkıntıyı aldı mı dokunduğun tek göz ucu? bir balığa verdin mi bu öğlen, yiyebileceğinden fazla yemini? düğümlerini çözdün mü tüm gemicilerin? yaptıysan bunlardan bir ya da kaçını, üst sokağa komşu olacak güneyli biri.
5.
kaldığım evlerdeki küçük gözlü çekmeceler. -hepsi japon, hepsi çinli.-
televizyonda bir oynayan bir susan bir adam filmi. perdeli köşk ve yılın ilk sivrisineği.
6.
sesinden biliyorum;
anne acı çekiyor.