kedi

ilk geldiği günü. beni bulduğunda üstünde minik yanık izleri vardı. korkmuştu. 
konuşamadığı için hakkında tek bildiğim şey, bakışlarındaki korkuydu. acınası değildi.
acınası olamayacak kadar güzeldi. eve geldik.
ilk bulduğu kuytu köşeye saklanıp beni ve evi incelemeye başladı. o öyle dalmış incelerken kapının çalmasıyla yerinden fırlayıp içeriki odaya kaçtı.
o evdeki ilk gecemizde, korkusunu göğsüme saklamak istediğinden mi belki, başı göğsümde, beraber uyuduk.
sekiz yıl boyunca da beraber uyumaya devam ettik.
ilk zamanlarki halini bildiğim için onun konuşmasına ihtimal bile vermiyordum. bi’ gece beni yanılttı, hiç yoktan konuşmaya başladık.
öyle güzel, öyle çok konuştuk ki…
doğuştan sırlanmış, iki aynalı beyin parçası gibi; o bana varlığının sırlarını anlattı, ben ona gördüklerini. sonra ben biraz büyüdüm.
o benden daha hızlı büyüyordu. eski atikliği yoktu. ama iyi ki eskiden sahip olduğu hiçbir şey de yoktu.
artık konuşuyordu; insanlardan, kapı zillerinden ve kuşlardan korkmuyordu.

sırf ona arkadaş olsun diye onun gibi bir başkasıyla tanıştırdım. oldular da. ama her gece beraber uyumaya devam ettik. o sabah şey oldu. çığlıkla uyandım.
kalorifer. üstünde yatıyordu. güneş ışığıyla bembeyaz. otuz saniyede oldu her şey. kucağımda iç çekti, gözlerime bakacaktı, kendime çevirdim. bi’ ses.
yere bıraktım yürür belki diye.
yürür diye.
yürürdü çünkü her zaman.

lastik değil. hamur da değil. hiçbir uzvu. yumuşacıktı elimde. bacakları o kadar esnek miydi açılabilecek kadar? açılabilirmiş. ben kırılır diye evire çevire sevmekten kork. kaldım başında. bi içeri gittim. geri geldim. altmış dakika ayılma ümidi.
gözleri açık. burnu hep pembeydi. tertemiz tüylerini sevdim.
burnu morarana kadar, tüyleri ellerimi üşütecek soğuğu hissettirene kadar. kimse yanaşamadı yanına.
bilmediğim bir bakkalın, bilmediğim bir karton kolisine yerleştirmeden evvel öptüm öptüm öptüm. komik, asil ve yakışıklı bir hayvandı benim kedi’ciğim. onun bana söylemediği bir ismi olduğunu düşündüğümden adını bile koymayıp “kedi” deyiverdim ona sekiz yıl boyunca.
öptüm öptüm. korktular, iğrendiler mi ki? yürüyordu daha iki saat evvel pıtır pıtır.
bembeyaz. öptüm, sarıldım. karton kutunun içinde. ölünce ağırlaşır derler insanlar ve hayvanlar. bitkiler ölmez mi sahi hep yemyeşil. keşke bitki olsa herkes, bir ben sıkılınca ölümü hatırlatsam.

düşüşü. lastik gibi. hamur gibi. esnekmiş o kadar.
ilk giden sevdiğim şey. en çok sevdiğim şey. gitti.
sabah, aniden.

tuğçe kep | 13 kasım 2011, teşvikiye 

  1. dione-ruis reblogged this from yarimsaat
  2. yarimsaat posted this